“İşini Kaybedeceksin!” Söylemi Neden Abartılı?
Son üç yıldır herkes aynı şeyleri söylüyor:
“Yapay zekâ işinizi alacak. Yapay zekâ bilmiyorsanız geleceğiniz yok.” Onlar öyle söyledikçe ben konuşmalarımda tam tersini söyledim. Eskiden bilgisayarı açamayanlar işe alınmıyordu ya… Şimdi de yapay zekâya elini sürmeyenler tercih edilmeyecek. Bu kısım doğru; ama bir geleceğiniz olmayacağını söylemek tamamen kolpa bir senaryo. Kısacası “işiniz bitecek” kısmı biraz Hollywood. İnsanlar “işimi kaybedeceğim” korkusuyla uyanıyorsa, birileri bu korku üzerinden kendini pazarlıyor demektir. Peki yapay zekayı yavaşlatmak mümkün mü?
Bu hıza kim yetişebilir?
Yapay zekâyı ve öğrenmeyi hayatımıza yetkinlik ve donanım olarak konumlandırmamızın daha doğru olacağını anlatırken konuşmalarımda şu soruyu da mutlaka soruyordum: “Peki bu kadar hıza gerek var mı?” Bu hıza insanlığın uyum sağlamasını geçtik; artık geliştiricilerin de yetişemediği bir düzeye gelmişti. Ülkeler ve yapay zekâ şirketleri yarışırken hayatın doğal akışından, hatta gerçekçiliğinden de kopuyorlar.
Bir de şu var: Bu hız o kadar absürt ki, bazen teknolojinin kendisi kendine yetişemiyor. Modeli yazan ekip “bu niye böyle cevap verdi” diye bakıyor. Biz evde “prompt mu yazayım, çay mı koyayım” diye düşünürken onlar da şaşkın.
O zaman ne yapalım, yavaşlatalım mı? Kulağa hoş geliyor. Pratikte zor. Yarışta geri kalan ülke, kuralı esneten oyuncu oluyor. “Biz durduk, beraberce düşündük” demek maalesef slaytta kalıyor.
CEO’lar neden duraksadı?
Ben “bu kadar hıza gerek var mı” derken, biraz da hayatı yavaşlatan buluşlar yapsak diyordum; kimsenin kimseye sabrı kalmadı. Derken dünyanın en gözde CEO’ları “yapay zekâyı yavaşlatmalıyız” açıklamaları yaptılar. Ne şizofren davranışlar ama… İnsanları bu kadar hıza alıştırmış, durmayan video akışlarıyla beynimizin durma merkezini algı dışına bırakıp oyundan düşüren algoritma fatihleri şimdi “bu kadar hıza gerek yok” diyorlar. İnsanlar bir WhatsApp mesajına dönülmediği için biten aşklardan, iş anlaşmalarından ve arkadaşlıklardan oldu. Yavaşlamaya daha önce karar verebilseydik keşke. Bence Ferhan Şensoy da çok mutlu olurdu. Bunun için somut bir bilgim, delilim yok ama ben öyle hissediyorum. 🙂
Şaka bir yana, neden şimdi yavaşlıyorlar? Benim teorilerim ya da öngörülerim genelde tutuyor. Yapay zekâ sanıldığı kadar kârlı olmadı; bu çok açık. Dünya enerji kaynaklarını çok hızlı, çok fazla sömürüyor; bu da somutlaşmış bir bilgi. Yoksa kendilerinin de kontrol edemeyeceği bir risk mi gördüler? Bizi bir Matrix’in dipsiz kuyusuna düşürmeden bu işten çıkmak mı istiyorlar, kim bilir…
Dario Amodei (Anthropic CEO’su), Sam Altman (OpenAI CEO’su), Elon Musk (Tesla, SpaceX ve xAI CEO’su), Demis Hassabis (Google DeepMind CEO’su / kurucu ortağı), Emad Mostaque (Stability AI eski CEO’su) yapay zekânın yavaşlaması gerektiğini söylerken Mark Zuckerberg (Meta CEO’su) yapay zekâyı yavaşlatma çağrılarına net biçimde karşı çıkıyor. Zuckerberg, çalışmaların yavaşlatılmasının ve küresel gözetim mekanizmaları kurulmasının ABD’nin bu alandaki liderliğini tehlikeye atacağını ve yabancı modellere (özellikle Çin’e) büyük bir avantaj sağlayacağını savunuyor.
Yapay zekâ dünyasındaki bu güvenlik ve yavaşlama tartışmalarının arka planında yasa dışı siber eylemler veya yapay zekânın kendi kendini eğiterek kontrolden çıkma (RSI) riskleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Mark ya Elon’la aynı fikirde olmamak için gıcıklık yapıyor ya da insanlığı hiç düşünmüyor. Oysa küresel yasalarla tüm ülkeleri aynı şekilde izole edebiliriz.
Nükleer analojisi ve sınırları
Sorularımız cevapsız kalabilir; çünkü şu anki durumumuz, bitecek bir ilişkinin “çok hızlı başlamadık mı? Biraz ara mı versek?” kısmına benziyor. O yüzden küresel kurallar lazım. Nükleerdeki gibi: anlaşma yap, kuralı bozanı da izolasyona al. Güzel model. Tek sorun, yapay zekâ uranyum değil. Uranyumu kamyonla taşırsın, sayarsın, denetlersin. Modeli bir gece USB’ye koyup öbür kıtaya atarsın. “Kuralı bozduk!” demek de nükleerdeki kadar net değil. Duman çıkmıyor ki.
Yapay zekâ nükleer santral kadar tehlikeli değil. Bunu abartmayalım. Ama kontrolsüz bırakılacak bir oyuncak da değil. Santral patlarsa bir bölge etkilenir. Model bozulursa aynı gün milyonlarca kararı çevirir. Risk fiziksel değil, ölçeklenebilir. Bu daha sinir bozucu değil mi?
Hukuk teknolojiyi beklemeden geliyor
Dijital de hayatımıza çok hızlı girdi ve hızlı ilerledi; ama onun hızına daha yetişilebilirdi. Orada da hukuki düzenlemeler çok geç oldu. Yapay zekâda ise işin hukuksal tarafı hâlâ eksik olsa da tam orada bir fark var: Dijitalde yasa teknolojiyi yıllarca takip edemedi; yapay zekâda ise ilk kez yasa, teknolojiyi beklemeden geliyor. AB’nin AI Act’i, Çin’in kuralları… Hepsi ürünlerden önce yazıldı. Yani bu sefer aynı hatayı tekrarlamıyoruz. Fakat hukuki çerçeve tek başına yetmez. Tüm bu gelişmeler insanların sosyal hayatına, psikolojik süreçlerine, davranışlarına ve biyolojik durumlarına kadar etki ediyor.
Peki ne yapmalıyız?
Davranış biliminin bu konuyu diğer branşlar için mutlaka çok daha fazla incelemesi; diğer branşlarda da süreçlere dair çalışmaların ciddi biçimde çoğaltılması gerekir.
Kısaca: Kullanmayı öğrenin. “Herkes işsiz kalacak” paniğine de binmeyin. Kanunu beklerken insan tarafını unutmayın. Ve evet, bu konu biraz da espri kaldırır. Ciddiyetten ölünecek bir şey varsa o da sonsuz “AI will replace you” paylaşımları.